Diyarbakır Karacadağ: Lavların altında saklı bir gelecek

Bazı yerler vardır; ilk bakışta sıradan görünür, ama biraz yaklaştığınızda altlarında binlerce yıllık bir hikâye saklıdır.
Diyarbakır ve Şanlıurfa arasında uzanan Karacadağ Volkanik Alanı da işte tam olarak böyle bir yer.
Geçtiğimiz günlerde Karacadağ Kalkınma Ajansı’nın Diyarbakır’da gerçekleştirdiği Yönetim Kurulu Toplantısı’nda alınan kararlar, bu kadim bölgenin kaderini değiştirebilir. Çünkü Karacadağ’ın, Ulusal Jeopark statüsüne kavuşması için ilk adımlar atıldı. Dile kolay… 100 bin yıl önce püsküren lavların oluşturduğu 120 kilometrelik bir bazalt denizinden söz ediyoruz. Bilimsel değeri kadar estetik ve turistik potansiyeli de oldukça yüksek olan bu alan, belki de şimdiye dek hak ettiği ilgiyi hiç göremedi.
Bugün dünyanın birçok ülkesinde jeoparklar, yalnızca jeoloji meraklılarının değil; aynı zamanda doğa severlerin, öğrencilerin ve gezginlerin uğrak noktası. Çünkü jeoparklar bir yandan doğayı korurken, diğer yandan doğayla bağ kurmayı öğretiyor. Eğer Karacadağ da bu statüye kavuşursa, Diyarbakır ve Şanlıurfa’nın turizm haritası yeniden şekillenebilir.
Aslında bu adım yalnızca bir çevre veya turizm hamlesi değil; aynı zamanda bir kültürel farkındalık çağrısı. Toprak sadece ekip biçtiğimiz değil; geçmişimizi, kimliğimizi ve ortak hafızamızı taşıyan bir bellek alanı. Karacadağ’ın jeopark ilan edilmesi, bu belleğin korunması adına atılmış kıymetli bir adım olur.
Ve elbette Diyarbakır Çayönü Arkeolojik Alanı… Neolitik çağın sessiz tanığı. Toplantıda bu alan için alınan tanıtım ve altyapı kararları, kültürel turizmin canlanması açısından umut verici. Çünkü arkeoloji, sadece geçmişi kazmak değil; bugünün insanına o geçmişi anlatabilmektir.
Sonuç olarak Karacadağ, sadece lavların şekillendirdiği bir plato değil; aynı zamanda bölgenin geleceğini şekillendirecek bir potansiyele sahip. Eğer bu süreç doğru planlanır, yerel halk sürece dahil edilir ve sürdürülebilirlik ilkesinden sapılmazsa; Karacadağ, Anadolu’nun sessiz devlerinden biri olarak tarih sahnesine yeniden çıkabilir.
Belki de artık taşlara başka bir gözle bakma zamanıdır. Çünkü bazen toprağın altındaki geçmiş, geleceğin en sağlam temelidir.



