Diyarbakır’ın kalbindeki dev eserin hüzünlü sırrı

Diyarbakır’ın kalbinde yükselen 450 yıllık mirasın ardında hüzünlü bir veda yatıyor. İşte 500 atlık yeraltı ahırlarından bugün kitap kokan koridorlara uzanan yapının bilinmeyen hikayesi…
Diyarbakır Salnamelerinde yer alan bilgiye göre, Diyarbakır’ın en görkemli yapılarından biri olan Hasanpaşa Hanı’nın ardında, inşasını başlatan valinin savaş meydanındaki trajik ölümü yatıyor.
Diyarbakır’ın tarih kokan surlarının gölgesinde, her gün binlerce turisti ağırlayan Hasanpaşa Hanı, sadece bir ticaret merkezi değil, aynı zamanda yarım kalmış bir vuslatın simgesi. 1572 yılında dönemin Diyarbakır Valisi ve efsanevi Sadrazam Sokullu Mehmet Paşa’nın oğlu Vezirzade Hasan Paşa tarafından temelleri atılan bu devasa yapı, sahibine ”tamamlandığını görmeyi” nasip etmedi.
İSYANI BASTIRIRKEN ÖLDÜ
Tarihi kaynaklara göre, Hasan Paşa, hanın inşaatı devam ederken babasının emriyle Tokat’ta patlak veren bir isyanı bastırmak üzere görevlendirildi.
Diyarbakır, Kahramanmaraş ve Halep’ten gelen takviye kuvvetlerle cepheye giden genç valinin, çıkan çatışmada yaşamını yitirdiği kaydediliyor.
Paşa’nın yarım kalan emanetini ise halefi Osman Paşa 1575 yılında tamamlayabildi.
500 BEYGİRLİK YERALTI SARAYI
Tarihi kaynaklar ve 1612 yılında şehre gelen seyyah Leh Simeon, hanın ihtişamını hayranlıkla anlatıyor.
O dönemde ”muazzam bir kârgir bina” olarak nitelendirilen hanın özellikleri duyanları şaşırtıyor:
”Devasa Kapasite: Yer altında 500 beygiri aynı anda barındırabilen devasa ahırlar.
Estetik Detaylar: Rengarenk demir parmaklıklarla çevrili şadırvanlı havuzlar.
Mimarisi: Üç kat üzerine yükselen, kesme taş işçiliğinin zirve yaptığı odalar.”
DEVELERİN YERİNİ KİTAP VE LEZZET ALDI
Bir zamanlar kervanların, develerin ve atların dinlendiği o meşhur yer altı ahırları, bugün modern Diyarbakır’ın sosyal yaşam merkezi haline gelmiş durumda.
Hanın o tarihi dokusu bozulmadan korunan bölümleri, günümüzde şık bir restoran ve huzurlu bir kitabevi olarak hizmet veriyor.
Ziyaretçiler, bugün Hasanpaşa Hanı’nda kahvelerini yudumlarken, aslında 450 yıl önce eserini tamamlayamadan cepheye koşan bir valinin mirasında oturduklarını belki de bilmiyorlar.



